Lütfen Bekleyiniz...
 
               

 


Ali Topçuoğlu Şener Şen'in filminde yaşanan dramın gerçek hayattaki temsilcisi
Züğürt Ağa hâlâ köfte satıyor

Onun hayatı bir gecede değişti. Her şeyini kaybedip ölümün eşiğine geldiği anda İçliköftenin kokusuyla hayata bağlandı. O, aramızda yaşayan gerçek bir Züğürt Ağa...

Ali Topçuoğlu
Ali Topçuoğlu Göster

Hayatınızın bir gecede değiştiğini düşünün, özellikle de maddi anlamda; örneğin tüm mal varlığınızı kaybettiğinizi ya da piyangonun büyük ikramiyesinin size çıktığını... Nasıl bir hayatınız olurdu, gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Peki, bir çırpıda bu soruya yanıt verebilir misiniz? Ali Topçuoğlu da bu sorunun cevabını bilmiyordu ve hayatında böyle bir değişime hiç hazırlıklı değildi. Ancak kader çarkı tersine dönmeye başladıktan sonra yapabileceği şeyler, istekleriyle değil, yapmak zorunda olduklarıyla sınırlıydı.
1936 yılında Kahramanmaraş'ta çok zengin bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi Ali Topçuoğlu. Babası tüccardı. O da ilkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam etmedi ve baba mesleğinin inceliklerin öğrenmeye başladı. Okumamıştı, ama hep büyüklerin yanında oturup kalktığı için nasıl davranması ve konuşması gerektiğini çok iyi öğrenmiş, kendi çabasıyla kültürlü, birikimli bir insan olmuştu. Büyüyüp baba mesleğini devraldığı zaman da hep bu, gün görmüş halini korumaya çalışmıştı. Kahramanmaraş'ın hatırı sayılan, çok sevilen tüccarlarından birisiydi o. İstanbul'da da ticaret ilişkisi olduğu için birçok eşi dostu vardı. İnsanlar ona güvenirdi, çok dürüst bir tüccardı çünkü.
Tam da sohbetimizin bu noktasında Ali Amca, o vakur beyefendi tavrı ile hayat hikâyesini anlatırken gözleri doldu. Evet, o da insanlara güvenirdi ama bu güvenin bedelini çok ağır ödemişti: "Hiç kimse hakkında kötü söylemek istemem, burayı çok fazla anlatmayalım, ama sahip olduğum bütün serveti çok kısa zamanda kaybettim. Hiçbir şeyim kalmadı. Çok büyük bir borcun altında buldum birden kendimi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Hatta bir ara intihar etmeyi bile düşündüm."
Fakat Ali Topcuoğlu'nun ölmek gibi bir şansı da yoktur. Çünkü evliydi ve birisi kız altı çocuğu vardır. Üstelik servetini kaybettikten sonra eski dostlarından hatta akrabalarından bile doğru dürüst destek olan kimse olmamıştır. İşte tam bu çaresizlik denizinde boğulmak üzereyken, eşi Fatma Hanım, elinden tutup çıkarır onu bu karanlıktan. Fatma Hanım, "Gidek bu şehirden artık Ali, Maraş'ta ekmeğimiz kalmamış bizim" deyince Ali Topçuoğlu da yapabilecek başka bir şeyi olmadığını görüp karısıyla birlikte İstanbul'un yolunu tutar. Karı-kocanın planları yurtdışına çıkıp, gurbetçi olarak bir iş bulmaktır. Fakat ellerindeki para yurtdışında yeni bir hayat kurmaya yetmez: "Bırak yurtdışını, İstanbul'da bile ev tutacak paramız yok. Otelde kaldık, tam 3.5 ay boyunca karımla birlikte. Bu arada İstanbul'daki dostlarımız otele ziyaretimize geliyorlardı. Hiçbirisine söyleyemedim iflas ettiğimi. Kiralık ev arıyorum dediğimde işleri İstanbul'a taşıyacağımı düşünüp beni villa gibi evlere götürüyorlardı. Hiçbir şey söyleyemeden bir bahane bulup tutmayacağımı söylüyordum. Fakat bu arada karımla birlikte otel odasında aç uyuyorduk. İyice umudumu kaybetmeye başlamıştım."

Yeni bir dönem

İşte tam da bu sıralarda bir gün otel lobisinde otururken, karıştırdığı bir dergide çocukluk arkadaşına ait bir işyerinin ilanını görür Ali Topçuoğlu: "Tam 20 yıldır görüşmüyorduk. Fakat bildiğim bir şey vardı. Ona güvenebilirdim. Elimde adres, Gaziosmanpaşa'nın yolunu tuttum. İlk karşılaştığımızda birbirimizi tanıyamadık bile. Fakat beni tanıyıp derdimi dinleyince, dostluğunu esirgemedi sağ olsun. Onun verdiği parayla bir ev tuttuk. Bu arada Kahramanmaraş'taki borçlarımı kapatmak için bütün mal varlığımı sattım. Buradaki tefecilerden borç para topladım, çocuklarımı da Kahramanmaraş'tan getirttim. Artık bütün aile bir aradaydık ve yepyeni bir dönem başlamıştı hepimizin hayatında. Borçları ödemek için, yaşayabilmek için çalışmakla geçecek yeni bir dönem." Fakat yeniden başlamak hiç de kolay olmayacaktır. Ticaretten başka bir şey bilmemektedir Ali Topçuoğlu, sermeyesi yoktur. Eğitimi de yeterli olmadığı için başka bir iş de yapamaz. Bu nedenle yine en iyi bildiği işi, yani ticareti yapmak zorundadır, fakat elindeki sermayenin elverdiği ölçüde bir ticaret. Bu sermaye de, 1988’in parasıyla tamı tamına 14 bin liradır. Ali Amca'ya çıkış yolunu yine karısı Fatma Hanım gösterir ve bir gün der ki: "Ben evde içliköfte yapsam, satar mısın Ali." Satmayıp da ne yapacaktır Ali Amca. Bir şekilde eve ekmek girmesi, çarkın tekrar dönmeye başlaması gerekmektedir. Eski günlerin hatırına alacaklıları da pek yapışmaz yakasına, ama Ali Amca hep kendi yakasını silkelemektedir borçları yüzünden. Çaresiz, başlar elinde içliköfte tepsisiyle İstanbul sokaklarında dolaşmaya. Otogarda, otobüs duraklarında, tren istasyonlarında, derken hem İstanbul'u öğrenir hem de sokakta satıcılık yapmayı: "İlk önceleri eski ahbaplarımın olabileceği yerlere gitmiyordum. Utanıyordum. Fakat zaman geçtikçe kabullendim içinde olduğum durumu. Sokakta nasıl davranmam gerektiğini de öğrendim, hele Beyoğlu'nda satış yapmaya başladıktan sonra iyice bu işin ustası oldum. Bu arada bir börekçi dükkânı açtım, yedi yıl boyunca burayı işlettim. Fakat sokakta içliköfte satmaya hep devam ettim. Çünkü dükkândan gelen parayla borçlarımı ödemeye devam ediyordum, içliköfteden gelen parayla da ev geçindiriyordum. Sonra börekçi dükkânını kapatmam gerekti, fakat içliköfte tezgâhını hiç bırakmadım." İçliköfte tezgâhını hiç bırakmaz Ali Amca, ama bu tezgâh sayesinde başka başka insanlar girer hayatına. Beyoğlu'nun, yani bütün Türkiye'den her çeşit insanın harman olduğu bir yerin göbeğindedir. Beyefendiler, hanımefendiler, hırsızlar, travestiler, gençler, çocuklar... Beyoğlu'na yolu düşen farklı farklı insanlar tanır. Fakat o, asla değişmez. Her zaman kibar ve dürüst bir beyefendi olarak kalmayı başarır. Biz bu sohbeti gerçekleştirdiğimizde Ali Amca yeni bir restoran açmanın heyecanı içindeydi. Üstelik artık kader çarkı yeniden dönmeye başlamıştı: "Hiç tanımadığım bir adam geldi bir gün tezgâha. Bir mekânı olduğunu, fakat kendisinin işletemediğini, benim işletip işletemeyeceğimi sordu. Hem adamı tanımıyordum, hem de böyle bir mekânı işletebilmek için elimde yeterli para yoktu. Fakat araya benim de tanıyıp güvendiğim insanlar girince, işi kabul etmeye karar verdim, ama paramın yetişmeyeceğini hissedince geri çekildim ve işte tam da bu sırada hiç ummadığım bir şey oldu. İçliköfte tezgâhımın daimi müşterilerinden birisi banka müdürüydü. Restoran açmaya karar verdiğimi duymuş. Bana paraya ihtiyacım olup olmadığını sordu. Ben de ona durumumu anlattım. Çalıştığı bankadan kredi alabileceğimi söyledi. Fakat ne kefilim ne de teminatım vardı. Bu halde kredi almamın olanaksızlığını anlatınca, beni bankaya çağırdı. Gittiğimde kapılarda karşılandım. Benim dürüstlüğüme güvendiğini ve bu nedenle bu para için benim imzamın yeteceğini söyledi. O kadar şaşırdım ki anlatamam. Sadece dürüstlüğüme güvenmişlerdi ve buradan aldığım kredi ile restoranı açtım." Evet, Ali Amca için çark yeniden dönmeye başladı. Bundan sonrasını ise şöyle özetliyor: "İflasımdan sonra kalan borcumun son kısmını bu yıl bitirdim. Şimdi de bu restoranın borcunu ödemek için çalışacağım. Ama işler çok iyi gitse bile hep içliköfte tezgâhım olacak. Çünkü o, benim ölümle hayat arasında kurduğum en gerçek bağım."